Çağımızın en büyük sorunu ve biraz da kara mizah yapacak olursak dünyamızın belki de son sorunu:
KÜRESEL ISINMA
Çevre koruma kuruluşları, sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları, bireysel çaba gösterenler ve birçok şirket son zamanlarda çalışmalarını bu yönde iyiden iyiye artırmış durumda. Her kuruluş kendi imkânları ölçüsünde bir kampanya yaratma ve bunu uygulama peşinde. Bu duyarlı davranışlar tablosunun arka yüzünde de bazı şirketlerin yarattığı “bu sosyal sorumluluk furyasına biz de bir şekilde dahil olalım” düşüncesiyle yapılan ucuz kampanyalar var. Bunu da üniversitelerdeki kariyer günlerinde gençlerin sorularını yanıtlamak yerine kendi reklamlarını yapma amaçlı kullanıyorlar. Hani bir ikilem var: Niyet mi önemli sonuç mu?
Niyet şirket olarak dünyaya duyarlı olmaksa sağlam kampanyalar gerekir ve bunun sonucunda başarılı olunduğu takdirde de geri dönüşü şirket için zaten iyi olmaktadır. Oysa uyduruk bir kampanyacık ile hiçbir sonuca varamadan yapılan çalışmalar hem çalışanlar için hem de şirket için vakit kaybıdır, konumuz olan çevre ise bu kampanyacıklardan nasibini çoğu zaman hiç almamaktadır. O yüzden tavsiyem: Şirketler, “biz de sosyal sorumluyuz, bak biz de bir projecik yaptık” düşüncesiyle hareket etmemeli, gerçekten sağlam projeler yaratmalı ve uygulamalı, yapamıyorsa da yapabileceği zaman gelinceye kadar hiç bu işlere bulaşmamalı…
Bu güzel projelere iki örnek vermek gerekirse, ilki Nike’ın Human Race organizasyonu ikincisi ise NTV’nin Yeşil Ekran projesi.
Nike 31 Ağustos 2008’de dünyanın dört bir yanında 1 milyon kişinin aynı anda koşacağı bir etkinliğin uğraşında. Biraz bilgi vermek gerekirse:

Yarışlar tüm şehirlerde aynı gün başlayacak. İlk düdük Taipei’de, son düdük ise Los Angeles’ta çalacak. Yarış güzergâhının sonunda koşucular, yarışların düzenlendiği şehirlerdeki ünlü mekânlara ulaşacak. Örneğin, Los Angeles’taki koşucular Coliseum’a, Taipei’de 101’e (dünyanın en yüksek binası), Mexico City’de şehrin tarihi merkezine ve Madrid’de Puerta del Sol’a doğru koşacaklar. İstanbul’daki yarış ise Beylerbeyi Cebi’nden başlayıp Boğaziçi Köprüsü’nde gerçekleşerek Kuruçeşme Arena’da Kenan Doğulu’nun vereceği konserle sona erecek. Tour de France’da yedi kez şampiyon olan Lance Armstrong Teksas-Austin’de, altı kez maraton şampiyonluğu elde etmiş ve halen NY Maratonu şampiyonu ünvanına sahip olan Paula Radcliffe Londra’da, Pekin olimpiyatlarında altın madalya alması beklenen Craig Mottram Melbourne’de, Seul’deki Grand Prix’de altın madalya alan Koreli Yuna Kim Seul’de, Türkiye’nin rekortmen koşucusu Halil Akkaş da İstanbul’da olacak. Yarışmaya katılmak isteyenler Nike’ın resmi sitesi www.nikeplus.com adresinden başvuru yapacak ve başvuru esnasında BM Mülteciler Ajansı, The Lance Armstrong Foundation ve WWF’ den birine bağış yapacak. Benim tercihim WWF, çünkü küresel ölçekte çalıştığına inanıyorum.
Biraz önce bahsettiğimiz konuya, kampanyaların nasıl olması gerektiği konusuna bu projenin ışık tuttuğunu söyleyebilirim. Nike günahıyla sevabıyla bugün dünyanın en büyük şirketlerinden biridir. Ortaya çıkardığı bu kampanya kazan- kazan prensibinin güzel bir örneğidir. Bir yandan insanlar koşacak, atmosfere CO₂ salınmayacak-insanların atmosfere verdiği CO₂’yi gözardı edin:) , bir yandan katılımcıların yaptığı bağışlar, aralarında dünyanın yaşamını devam ettirmesi için çalışan organizasyonların da bulunduğu kuruluşlara aktarılacak, Nike ise ince elenip sık dokunmuş bu kampanyanın gururunu yaşayacaktır. Çevreye, dünyaya iyi bir şeyler yapmalıyım, yapmalıyız diyenlerin incelemesini ve takip etmesini hatta katılmasını öneririm.
İkinci örneğimiz, NTV’nin Yeşil Ekran’ı.

Kendilerinin de dediği gibi “doğal olarak NTV”. Medya dünyasında sadece NTV’den beklenebilecek bir proje. Yayınları küresel ölçekte olmasa da (dilinden dolayı) izleyicilerini bilinçlendirmesi ve harekete geçirmesinden dolayı bu projenin etkilerinin küresel ölçekli olacağına inanıyorum. NTV’nin burada yaptığı izlenme payı kaygısından uzak yayın anlayışı televizyonculuk mesleğinin ilkeli bir örneğidir.
Kısaca, çevreye duyarlı olmak ve bu konuda bir şeyler yapmak kolay işler değildir. Ayrıntılı, uğraş gerektiren projeler ve bu projeleri yürütebilecek insan gücü gerektirir. Kuruluşlar samimi duygularla projeler yaratma yolunda ilerlerler ise başarıya ulaşırlar. Kazancın ne olacağını soranlara: Kuruluşun para vermeden yaptırdığı reklamı ve maddi kazancı büyük projelerin ardından pozitif yönde muhakkak artacaktır.
Son söz olarak: İstanbul’daki Human Race’e katılın (ben başvurdum) ve NTV’yi elektrik enerjisini çok fazla harcamayacak şekilde izleyin :)