6 Temmuz 2008 Pazar

Ankara- Eskişehir

Herkese Merhaba,

Yine bir Pazar gününe rast geldi yazımız. Sabah sporumun ardından kahvaltı yaparken gördüm gazetedeki köşe yazısını ve okuduktan sonra şunları düşündüm. Öncelikle köşe yazısının içeriğinden bahsedelim. Kısaca şöyle yazmış Hürriyet Ankara yazarı Yaşar Sökmensüer:

“Atatürk Orman Çiftliği’nin arazisinin 102 bin dekardan 33 bin dekara indi. Hipodrom akıbeti belirsiz hayalet şehir. Gençlik Parkı. Kapatıldı, harabeye döndü. Tren Garı. Önüne kavşak, altgeçit yapıldı. Yıllardır tarihi binasının otel yapılması tartışılıyor. Havagazı Fabrikası. Yıkıldı, yerinde yeller esiyor.” Yazı böyle uzayıp gidiyor. Bu yazı bana blogumun başlangıç yazısında da belirttiğim “Eskişehir ile ilgili yazılarım olacak” ifademi hayata geçirmem için fırsat verdi. Yazmak istediğim ise şu:

Belediyelerin hizmet anlayışı arasındaki farklılık

Karşılaştıracak olursak, Ankara’daki anlayış “motorlu taşıtları (motorlu taşıtları kullananlar insan tabi ama ben bunun insana hizmet olduğunu düşünmüyorum.) ön plana alan ve bu doğrultuda tüm şehri altgeçit ve tünellerle dolu bir köstebek yuvasına çevirerek bilmiyorum kimi memnun etmek” anlayışıdır. Hizmetin odağında insan memnuniyetinin olduğunu hiç düşünmüyorum, çünkü gözlemlediğime göre insanlar bu durumdan, yani bir yerde yürürken karşıya geçmesi gerektiğinde sürekli olarak yaya altgeçitleri ve üstgeçitlerine itilmekten rahatsız. Ayrıca bu geçitler belli noktalarda gereklidir fakat bugünün Ankara’sında durum çok vahimdir.

Tarihi dokunun korunması konusunda da yazarın belirttiği gibi; bir yapının önce kapatılması, bekletilmesi ve unutturulması, sonrasında ise yıkılması veya aslına uygun olmayan şekilde değiştirilmesi.

Eskişehir’deki durumu göz önüne alacak olursak, hizmet anlayışının odağında insan vardır ve şehir sürekli olarak “insanlar bu şehirden daha güzel nasıl yararlanır” düşüncesiyle geliştirilmeye çalışılmaktadır. Buna örnek vermek gerekirse, belli sokakların belli saatler arasında trafiğe kapalı olması, gezilecek ve alışveriş edilecek bazı mekânların trafiğe tümden kapalı olması ve insanların özgürce yürüyebileceği yerlerin her geçen gün artırılmasına gayret gösterilmesi. Otomobilleri, otobüsleri kollama yerine tramvay gibi çağdaş ve çevreye duyarlı bir aracın kullanımına öncelik vermesi. Tabi bu trafik konusu çok tartışılır fakat asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Tarihi doku

Eskişehir’de hemen garın yanı başında duran ve şimdi içinde kafeler, tiyatro salonu ve çeşitli dükkânlar bulunduran Haller Gençlik Merkezi, adından da anlaşılacağı üzere geçmişte sebze- meyve satılan yerdir. Bugünkü durumuna bakıldığında bu tarihi binayı korumak bir yana “tarihi bir binayı restore ederek gelecekte tarihsel öneme sahip olması kesin bir yapı ortaya çıkarma” başarısı göze çarpmaktadır.








Bunun ikinci ve yine güzel bir örneği ise “Odunpazarı Evleri” dir. Aslına uygun restorasyonlarla yenilenen evler bugün Eskişehir turizminde gurur kaynağıdır.



Sonuç olarak, hizmet anlayışı ve kalitesindeki bu farklılıklar bir şehrin geleceğini etkileyebilecek çok önemli sonuçlara ve büyük ihtimalle çok önemli sorunlara yol açacaktır.

Biraz duygusal açıdan da düşünürsek, Ankara’daki hatıralarım veya Ankara’da yaşayanların hatıraları birer birer yok olurken, Eskişehir insanlar için eşsiz duyguların doyasıya yaşandığı ve yaşanacağı bir rüya şehir olarak hafızalarda yer alacaktır.